Rahatı kaçan orman*

Rahatı kaçan orman*

Prof. Dr. Erdoğan Atmış

Ormancılık Politikası Uzmanı

 

“Tanıdığım bir ağaç var

Etlik bağlarına yakın ...”

Melih Cevdet Anday

 

Şair rahatı kaçan bir ağaçtan bahsediyordu yıllar önce. O ağaçlar zamanla orman oldu. Fakat, ormancılık yönetiminin son yıllarda yaptıklarından sonra ormanın da rahatı kaçtı. Hükümet yetkilileri propaganda ortamı bulduğu her ortamda ormanları çok iyi koruduğunu, üstelik arttırdığını anlatıyor. İçinde bulunduğumuz Ormancılık Haftası boyunca da ormanları nasıl koruduklarını, bir ağaç kesmişlerse 10 tane “ağaç” diktiklerini,  ağaçlandırmada dünyada ilk üçe girdiklerini, korunan alanları nasıl arttırdıklarını ballandıra ballandıra her yerde anlatacaklar. Nasıl olsa sorgulayan yok. Ya da sorgulayan olsa da sesi duyulmuyor. Bu yüzden “rahatı kaçan ormanı” biri anlatmalı.

“Bir ağaç kesmişsek, 10 ağaç diktik” söyleminden başlarsak eğer; iktidar çevrelerinde en alttan en üst düzeye kadar yaygınlaşan, ormanı tek ağaç seviyesine indirgeyen bu yanıltıcı ifadenin, artık bütün “yatırımcı” işadamlarının dilinde olduğunu, hatta ÇED raporlarına bile girdiğini söylemek mümkün.  Bu ifadeyi sarf edenler; ormanın sadece ağaçtan ibaret olmadığını, canlı ve cansız varlıklar arasındaki karşılıklı ilişkiye dayanan, binlerce yılda hayat bulmuş doğal bir ekosistem olduğunu göz ardı ediyor ve nereye dikilip dikilmediği, ileride bir ağaca dönüşüp dönüşmeyeceği belli olmayan fidanları önce ağaç, sonra da orman sayıyor olmalı. Doğal ortamdaki binlerce tohumdan, birkaç yıl içinde yüzlerce fidan çıktığını, bu yüzlerce fidandan da yıllar sonra ancak sınırlı sayıda ağaç yetişebildiğini ve bu ağaçların da tek başına orman ekosistemi kurmaya yetmeyeceğini bilmiyor olsalar gerek.

 

Türkiye’nin Birleşmiş Milletlerin 2009 yılında yapmış olduğu fidan dikim (Plant For Planet) kampanyasında en çok fidan diken ilk üç ülke arasında yer almasından aldıkları gazla, ülkemizin dünyada en çok ağaçlandırma yapan üçüncü ülke olduğunu anlatıyorlar. Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu 2013 yılında gazetelere verdiği demeçte; son on yıl içindeki 3 milyon 69 bin hektar ağaçlandırmayla Cumhuriyet döneminde yapılan ağaçlandırmanın %50’sini yaptıklarını iddia etmişlerdi. Ayrıca; “1973 yılında 20,2 milyon hektar olan orman varlığımızın 2012 yılında yüzde 7,32’lik artış sağlayarak 21,7 milyon hektara ulaştığını” söylemişlerdi. 2015 yılı hedefleri 22 milyon hektar, 2023 yılı hedefleri de 23 milyon hektardı. Ülkenin gerçeklerinden oldukça uzak olan bu ifadeleri düzeltmeye nereden başlasam bilemiyorum.

 

Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO)’nün hazırladığı ve 2015 yılında yayımlanan “Küresel Orman Kaynakları Değerlendirme Raporu’nda (FRA 2015)” 2010 ile 2015 yılları arasında orman varlığını arttıran ilk 10 ülke arasında Türkiye yok. Birinciliği yılda 1,5 milyon hektar artışla Çin’in aldığı listede, yüzölçümü Türkiye’den oldukça küçük olan Fransa yıllık 113 bin hektarlık artışla onuncu sırada. Yani Türkiye yıllık ağaçlandırma miktarı olarak 113 bin hektara bile ulaşamamış. Oysa sayın bakan 2012 yılına kadar on yıl içinde yılda ortalama 369 bin hektar ağaçlandırma yaptıklarını ve bunun aynı hızla devam edeceğini iddia ediyordu. Sayın bakanın bu afaki rakamlara nasıl ulaştığı şöyle açıklanabilir: AKP döneminde 2003 ile 2014 yılları arasındaki 12 yıllık dönemde yapılan ağaçlandırma çalışması Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın kendi kayıtlarına göre; toplam 433 bin 66 hektar. Yani yılda ortalama sadece 36 bin 89 hektar ağaçlandırma yapılmış. Sayın bakanın bahsettiği afaki rakam, aslında teknik olarak ağaçlandırma sayılmayan erozyon kontrolü ve rehabilitasyon (iyileştirme) çalışmalarının ağaçlandırma rakamlarına dahil edilmesiyle meydana gelmiş. Yani aldatıcı bir rakam.

Peki gerçek ağaçlandırma rakamları bu kadar düşükse Türkiye’nin orman alanları nasıl artıyor? Orman alanlarıyla ilgili artışın başlangıcı olarak 1973 yılı gösterilmekte. Herkesin bildiği gibi o yıllardan günümüze köylerden kentlere yoğun göçler oldu. Boşalan tarlalar ve meralar zamanla kendiliğinden ormana dönüştü. Bunda ormancılık örgütünün ve günümüzde bu durumdan büyük bir pay çıkarmaya çalışan iktidarın payı çok düşük. Ülkedeki orman alanlarındaki ve servetindeki artışın en önemli nedeni; demografik değişimler, yani değişen sosyo-ekonomik yapı. İşin çok acı tarafı bu durumu fırsata çevirmeye çalışan iktidar, ormanlardaki odun servetindeki artışı paraya çevirmek için odun üretimini her yıl arttırıyor. Orman Genel Müdürlüğü 2003 yılında 7 milyon m3 endüstriyel odun üretmişken, bu rakam 2014 yılında iki katını geçerek 15 milyon m3’e ulaştı. Ne yazık ki hükümet, ormanlardan gelir sağlamayı ön plana çıkaran, fakat orman ekosistemlerine zarar veren bu artışı bir başarı olarak görüyor.

Ormanlar odun üretimindeki artış nedeniyle meydana gelen zararları bir şekilde giderebilir. Fakat ormanlarımızı bekleyen en önemli tehlike; ormanların ormancılık dışı amaçlar için kullanımının bu iktidar döneminde oldukça kolay ve yoğun hale getirilmesi. Mevcut iktidarın ekonomik büyüme odaklı kalkınma politikaları, orman, akarsu vb. doğal kaynaklardan sağlanacak gelirin en üst seviyeye ulaştırılmasını hedefliyor. Bu nedenle iktidarın bu politikalara göre oluşturduğu yeni mevzuat ormanlardan hemen hemen her türdeki ormancılık dışı yararlanmayı kolaylaştırıyor. Kimi zaman Taksim-Gezi Parkı’nda olduğu gibi şehrin küçük de olsa son kalan yeşil alanları; otel, rezidans, cami, iş merkezi yapımı vb. amaçlarla yok edilmek isteniyor,  kimi zaman da ormanlar; havalimanı, çevre yolları, vb. gibi büyük altyapı projeleri ile rüzgar, hidro ve termik elektrik santralleri ve onların iletim hatları için tıraşlanıyor, madencilik ve otel, golf sahası vb. turistik amaçlar için gözden çıkarılıyor. “Maden”, “Turizm Teşvik” ve “Orman” kanunları ile bunlarla ilgili yönetmeliklerde yapılan değişiklikler orman alanlarının orman bütünlüğünü bozacak şekilde; maden, petrol, define arama, katı atık bertaraf tesisi, enerji santrali, spor tesisi, eğitim tesisi, üniversite, mezarlık, sağlık tesisi vb. birçok amaçla tahsisini kolaylaştırdı. Ormancılık örgütü yapılan tahsis başvuruları en kısa zamanda olumlu yanıtlamak zorunda bırakıldı. Hızla sayısı artan ve süresi 49, hatta 99 yıla bile çıkarılabilen bu tahsislerle birlikte orman alanları paramparça ediliyor. Orman ekosistemleri bütünlüğünü yitiriyor. Yaban hayvanlarının yaşam ortamları bozuluyor. Biyoçeşitlilik yok oluyor. Bir daha orman ekosistemine dönüşmesi çok zor olan bu alanlar, -anayasal engeller olduğu için- orman alanları içinde sayılmaya devam ediyor.  Ormanlarımız hızla yok olduğu halde, yetkililer yanıltıcı rakamlar üzerinden ormanlarımızı arttırmakla övünüyor.

Ormancılığımızın geçmişinde devletin ormanları halkın baskısından korumak için aldığı tedbirler ve yaptığı mücadele vardır. Günümüzde ise tam tersi olarak Kazdağları, Amasra, Artvin başta olmak üzere ülkenin birçok yerinde ormanlar halk tarafından devletin ve özel sektörün gazabından korunmaya çalışılıyor. Ormanların ve kendi yaşam ortamlarının hızla yok olduğunun farkına varan insanlar yerel mücadeleleri arttırıyor. Kısacası önce rahatı kaçan bir ağaç vardı, sonra orman oldu. Şimdi halk eklendi rahatı kaçanlara. Asıl mesele şu; sıra yönetenlere gelecek mi?

 

*Bu yazı 21 Mart 2016 tarihinde aynı adla Cumhuriyet Gazetesi'nde yaymlanmış olan makalenin geniş versiyonudur.

 

Prof. Dr. Erdoğan ATMIŞ