Amasra için kırmızı pazartesi

Amasra için kırmızı pazartesi

Prof. Dr. Erdoğan Atmış

Bartın Platformu

 

Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanının ilk cümlesinde yazar kahramanın öldürüleceğini söyler.  Tüm kasaba ahalisi kimin ne zaman öldürüleceğini önceden bilmektedir. Roman boyunca kahramanın öldürüleceği konuşulur ve sonunda kahraman herkesin bildiği acı sonu yaşar. Eşsiz güzellikleriyle “Çeşmi cihan-dünyanın gözü” olarak adlandırılan Amasra’nın durumu da aynı. 2009 yılından beri Amasra’yı öldürmeye niyetli bir şirket var. Amasra’da kömür yakan termik santraller inşa etmek istiyor. Şu ana kadar toplam 2640 MW gücündeki iki termik santral için yaptığı iki ÇED başvurusundan birine olumlu kararı almayı başardı.

ÇED izni çıkan bu termik santralde yılda 3,5 milyon ton kömür yanacak. Günde 10 bin tonla Bartın ilinin bir yılda yakacağı kömürü iki günde yakacak bir termik santralden bahsediyoruz. Haliyle bu termik santralden çıkacak gazın, külün ve denize sıcak olarak boşaltılacak suyun yol açacağı büyük yıkımı bir çeşit ölüme benzetmek mümkün. Külün ve enkaz artıklarının depolanacağı 600 hektara yakın doğal orman ekosistemini, şehrin içme suyu olan kavşak suyunun yok olma tehlikesini, ölüm tehlikesi yaratacak enversiyonu, turizmin, tarımın, balıkçılığın, ormancılığın ve dünyada korunması gereken 100 sıcak noktadan biri olan Küre Dağları Milli Parkı’nın göreceği zararları, UNESCO'nun geçici dünya mirasına giren Amasra’nın asıl listeye girme şansını yitireceğini ve büyük yaralar alacak yöre ekonomisini düşündükçe yöre halkının bu termik santrale karşı yıllardır neden kararlı bir şekilde mücadele ettiği anlaşılabilir.

Şirket ısrarla termik santrali Amasra’dan çıkaracağı kömürle çalıştıracağını iddia ediyor. Amasra’dan çıkaracağı kömürün külfetinin, ithal kömüre göre daha fazla olduğunu kendisi de biliyor. Yerli kömürü çıkarırsa külün yanı sıra milyonlarca tonluk lavvar atıkları için de yer bulması gerekiyor. Eldeki veriler yerli kömür kullanamayacağını kanıtlıyor. Bu ölçeklerdeki bir santralin yakacağı kömürün şirketin Amasra’da kiraladığı sahadan çıkarılması mümkün görülmüyor. Çünkü en iyi zamanlarında Zonguldak Kömür Havzası’nın tamamında on binlerce işçi çalışırken yılda 2,5 milyon ton kömür çıkarılabilmiş. Yapılan hesaplar, şirketin kömürü ithal edeceğini gösteriyor. Amasra’dan çıkan 3000 kalorilik kömürü santralde kullanacağı 5600 kalorilik kömüre dönüştüreceğine göre; termik santralde yılda 3 milyon 500 bin ton kömür yakabilmek için Amasra’dan yılda 7 milyon ton kömür çıkarması gerekiyor. Oysa şirketin devletle yaptığı sözleşmeye göre 20 yılda 56 milyon ton kömür çıkarma hakkı var. Yani eğer çıkarabilirse yılda 2 milyon 300 bin ton kömür çıkarabilecek. Bu miktarda kömürle bu termik santrali çalıştırması mümkün değil. Kaldı ki şirketin 2010 yılından önce kömür çıkarmaya başlaması gerekiyordu. Fakat şu ana kadar 1kg. kömür çıkarmış değil. Kömürün ithal olacağının bir kanıtı da; termik santral için ÇED izninin çıktığı gün, aynı yerde şirkete ait devasa bir liman için ÇED izninin de çıkmış olması. İşin garip tarafı şirket herkesi enayi yerine koyarak sanki artacak miktarda kömür varmış gibi termik santralde kullanacağı kömürün fazlasını liman aracılığıyla piyasaya satacağını iddia ediyor.

Enerjide dışa bağımlılığa son vereceği iddia edilen bu proje tam aksine ithal kömürle birlikte dışa bağımlılığı daha da arttıracak. Bunca gerçek ortadayken şirketin ÇED iznini ilk başvurduğu 2009 yılından beri bunca yıl geçmesine rağmen bu ay içinde almış olmasının nedeni; Rusya’yla yaşanan siyasi kriz sonrası hükümetin yerli enerji kaynaklarını harekete geçireceğiz söyleminin, bu şirketin bir şekilde “Bakın Amasra’da ben bunu yapmaya çalışıyorum” şeklindeki iddiasıyla uyuşması. Bu iddianın temelsiz olduğunu ölçecek bir devlet aklı olmayınca, yöre halkının bunca karşı çıkışına ve mücadelesine rağmen süreç ÇED izninin verilmesiyle sonuçlandı.

2010 yılından beri termik santralle ve yan tesisleriyle ilgili olarak yörede yapılmak istenen 9 farklı ÇED halkın katılımı toplantısının hiçbiri halkın tepkisi nedeniyle yapılamadı. Farklı zamanlarda binlerce kişinin katıldığı mitingler, otuz bini aşan imza kampanyaları yapıldı. Hatta Amasra’da bulunan esnafların tümü 2014’de termik santrali protesto etmek için bir gün boyunca kepenk kapatarak işyerini açmadı. 2014 yılında ÇED Raporu nihai hale getirilip itiraz için askıya çıkarıldığı 10 iş günlük kısa süre içinde Bartın Platformu’nun koordinasyonuyla 43 bin kişi itirazını bireysel dilekçelerle bakanlığa bildirdi. Türkiye’de daha önce yapılmamış olan bu büyük halk tepkisi bakanlıkta karşılık buldu ve o zamanın bakanı bu büyük tepki karşısında dosyayı rafa kaldırmak zorunda kaldı. Dosya aradan geçen iki yılın ardından çeşitli siyasi baskılarla iki hafta önce raftan indirildi ve ÇED olumlu kararı verildi. Yani sabah akşam “millet iradesi”nden bahsedenler, “Milletin “ iradesini yok saydılar.

ÇED olumlu kararı henüz her şeyin sonuna gelindiği anlamını taşımıyor. Halkın yıllardır sürdürdüğü mücadele devam ediyor. Bartın-Amasra halkı bu termik santrali yaptırmamak konusunda kararlılığını sürdürüyor. Kararın iptali için Fatih Sultan Mehmet’in 1460 yılında zarar vermemek için savaşmadan, yöneticilerinden anahtarını isteyerek Osmanlı topraklarına kattığı Amasra’nın bu değerine atıfta bulunmak için 1460 davacıyla iptal davası açmayı hedefleyen bir kampanya başlatıldı. Halk bir anda avukatlara vekalet vermek için noterlere akın edince bu hedefin çok ötesine ulaşılacağı anlaşıldı. Şimdiden 1460 davacı hedefi geçildi. Davacı sayısının 2 binleri geçmesi bekleniyor.

Şu an Amasra’nın bütün işyerleri ve binaları “Termiksiz yaşam istiyoruz” afişleriyle donatıldı. Halk termik santralle yatıp kalkıyor.  İnsanların tek isteği Amasra’nın göz göre göre öldürülmesini, yani Amasra için Kırmızı Pazartesi’yi önlemek. Bizce halkın gücü ve azimli mücadelesi; Amasra’yı kurtararak, sermayenin azgın iştahına, siyasetin hesap bilmezliğine ve bürokrasinin vurdumduymazlığına kurban etmeyecek.

 

Not: Bu yazı Birgün Gazetesi'nde 31 Ekim 2016'da yayımlanmış olup, yazarın izniyle buraya aktarılmıştır. Görseller tarafımızdan eklenmiştir.

 

Prof. Dr. Erdoğan Atmış